Monthly Archives: Nisan 2018

Dermokozmetik Ürünleri Tedaviyle Buluşturmak

Bizler eczanelerimizde sıklıkla karşılaştığımız alerji, hiperpigmentasyon, akne, kılcal damar problemleri, kuruluk ya da fazla yağlılık, elastikiyet kaybı, sedef, egzama gibi cilt problemlerinin çözümü, önlenmesi, iyileştirilmesi için doğrudan veya ilaç tedavisiyle birlikte kullanılan cilt bakım ürünlerini dermokozmetik ürünler olarak sınıflandırıyoruz.

Bu ürünler ilaç teknikleri kullanılarak geliştirilmiş, üretilmiş ve dermatolojik klinik testlerden geçirilmiş cilt ürünleridir. Dermokozmetik ürünleri klasik kozmetik ürünlerden ayıran en önemli özellik ise aktif maddeler içermeleri. Salisilik asit, kojik asit, Alfa Hidroksi asit, arbutin, niacinamid, hyalüronik asit, pantenol, retinol gibi tedavi edici aktif maddeler bulunur. Dermokozmetik ürünlerin bu tedavi edici özelliklerini en iyi şekilde kullanabilmek için bizler bilgilerimizi sürekli yenilemek, yenilikleri takip etmek, bu ürünleri ve etkin maddelerini yeterince iyi tanımak zorundayız. Böylelikle doğru yerde doğru ürünün tedaviye katkısını sağlayarak hem iyi sonuçlar elde edebilir, hem de hastaların kozmetik / dermokozmetik ayrımını daha iyi anlamalarını sağlayabiliriz. Hyalüronik asit cilt esnekliğini geliştirirken suyu ve nemi tutan benzersiz kapasitesi sebebiyle mükemmel bir nemlendiricidir. Bu nedenle cilt bakımı için inanılmaz değerli bir maddedir ve sıklıkla ‘’doğanın nemlendiricisi’’ olarak anılır. Cildi nemlendirir ve nemsiz cilt semptomlarını, kırışıklıklar ve çizgileri azaltır, cildi daha yumuşak ve dolgun görünümlü yapar.

Cilt bakımında kullanılan termal sular ise doğanın yatıştırıcı etkisine sahip. Cildi yatıştırıp tahrişleri gideriyor. Cildin bağışıklık sistemini güçlendirip toksinlerden arındırıyor ve nemlendiriyor. Bu suları benzersiz yapan özellik, içerisinde barındırdıkları güçlü mineraller. Demir, potasyum, kalsiyum, mangan, sodyum gibi 15'e yakın zengin mineral içeriğiyle cildi tazeleyip rahatlatıyor, tahriş olmuş cildi yatıştırıyor, cildin doğal savunmasını güçlendirip cilt hücrelerinin yenilenmesini hızlandırıyor. Yüzyıllar öncesinde cilt problemlerinde ziyaret edilen termal su kaynaklarının neden bu kadar başarılı olduğu, bileşenlerinin araştırılması, yaraları iyileştirici ve cilt bariyerini kuvvetlendirici etkisinin olduğu aydınlatılınca anlaşılıyor. Hyalüronik asit içerikli dermokozmetik ürünleri ve termal suları rutin cilt bakımının haricinde yanık tedavisinde kullanmak kolajen ve nem desteği sayesinde hem iyileşmeyi hızlandırıyor hem de yanık sonrası ciltte oluşabilecek hasarı en aza indirgiyor. Bakır ve çinko içerikli dermokozmetik kremler özellikle cilt bariyerinin bozulduğu tahriş olmuş cilt problemlerinde oldukça başarılı. Bakır ve çinkonun birbirini destekleyen etkisi sayesinde koruyucu, onarıcı, rahatlatıcı etki sağlanıyor. Kaşıntı ve tahrişi gidermeye, cildi rahatlatmaya yardımcı oluyor. Özellikle bası yaralarında tedaviye ekleyeceğimiz bakır ve çinko içerikli dermokozmetik kremler antiseptik etkisi sayesinde tahriş olmuş cildin kolay enfeksiyonunu önlüyor. Krem uygulaması öncesinde termal suyla yapılacak olan cilt temizliği hem yatıştırıcı etkisiyle iyileşmeyi hızlandırıyor hem de kremden maksimum fayda alınmasını sağlıyor.

Cilt Bakım Ürünleri Kullanımı

Son zamanlarda ki yeni formülasyonlarda karşılaştığımız prebiyotik ve lamellar lipid içeren dermokozmetik kremler bebekler, çocuklar ve yetişkinlerde kuruluk, atopik dermatit, egzama ve alerjik reaksiyonlar kaynaklı oluşabilecek kaşıntı ve kızarıklıkların giderilmesi ve cildin rahatlatılması için mutlaka tedaviye eklenmesi gereken ürünler. Bu ürünlerdeki prebiyotikler cildin doğal florasını destekleyerek onarımı hızlandırıyor. Ectoin ise zorlu iklim koşullarında (çöl, buzul, tuz gölü vb.) bakterilerin hayatta kalmak için salgıladıkları doğal hücre koruyucusu bir etken maddedir. İlk kez Mısır’daki Natrun Vadisi’nde izole edilerek keşfedilmiştir. Natrun Vadisi, Mısır’ın bu sıcak ortamında yasayan bakteriler, yüksek ısının neden olduğu ozmotik stres ve dehidratasyon karsı kendilerini korumak için ectoin sentez ederler.

Ectoin içerikli dermokozmetik kremleri atopik dermatit, kontakt dermatit, sedef gibi problemlerde tedaviyle birlikte ve sonrasında kullanmak ectoinin nemlendirici etkisinin yanı sıra ciltteki kuvvetli antienflamatuar etkisi sayesinde hem tedavideki başarıyı arttırıyor hem de kortizona olan ihtiyacı ve atakları önemli düzeyde azaltıyor.

Yapı ve etkisi aydınlatıldıkça değeri daha iyi anlaşılmaya başlayan propolis de artık dermokozmetik ürünlerin formülasyonuna girdi. Aşırı sebum üreten ve sivilceye yatkın ciltlerde sebumu dengeleyerek gözenek tıkanıklığını ve sivilceleri azaltıcı etki göstermekte. Ciltteki lekeleri gidererek daha aydınlık ve pürüzsüz bir görünüm sağlıyor. Doğal antibiyotik içeriği ile de iyileştirici özellik gösteriyor. Akne ve yağlı cilt problemlerinde uygun salisilik asit ve glikolik asit içerikli cilt temizleyicileri, hiperpigmentasyon problemi olan ciltlerde arbutin ve c vitamini içeren dermokozmetik kremleri, vücutta pullanma ve kaşıntıyla seyreden cilt kuruluğunda üre içerikli vücut losyonları ve kremleri, egzema ve sedefde gliserin içerikli sabunları, saç derisindeki problemlerde selenyum, çinko ve kükürt içerikli şampuanları uygun şekillerde tedaviyle buluşturmak tedavinin başarısını arttıracaktır.

Sevgiyle.

Ecz. Adile Özdağ

bahara merhaba, hoş geldin baharHer şey bahar mevsiminde güzel olurmuş gibi gelir bana. Belki bahar çocuğu oluşumdan, belki de gerçekten öyle. Anlatılan masalları düşünün ilkbaharda herkes mutludur.

Hayata küsenler, sevdiğinden ayrılanlar, umudunu yitirenler baharın gelişiyle iyi hisseder ve bir kez daha denemek için yeniden yaşama tutunur, tüm güzellikler, yeni umutlar baharla gelir, en güzel aşklar baharda başlar. Bahardır insanı umutlandıran, bahardır insanı cıvıl cıvıl yaşatan. Bahar rüzgarıdır sevdiğinin kokusunu getiren, insanı üşütmeden serinleten. Hep anlatmadı mı büyüklerimiz ,bize küçükken? Bahar gelince gideriz, bahar gelince gezeriz , bahar gelince alırız diye. En sevdiğimiz meyveleri bekleriz bir kış boyu-yeşil kütür kütür canerikleri, mis kokulu çilekleri, rengarenk çiçekleri, papatyalar, erguvanları...

Hep bi gidesi, doğayla kucaklaşası gelir insanın, Melih Cevdet Anay’ın da mısralarında ilettiği gibi.

Hava ne kadar güzel öğretmenimHoş Geldin Bahar Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel
Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim
Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın
Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya
Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar
Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar
Hepsi hepsi ortada öğretmenim.
Ne olur biz de gidelim
Burda kalsın kitaplar
Burda kalsın iğneli karafatmalar
Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar
Burda kalsın hepsi
Bomboş kalsın hepsi
Bomboş kalsın evler okullar
Hapishaneler, hastaneler…
Öğretmenim, sevgili öğretmenim
Sırtımıza alırız hastaları
Kim bilir ne özlemişlerdir kırları…
Ya mahpuslar.
Ne sevinirler kimbilir
Sarılıp sarılıp öperler adamı.

Ne de güzel anlatmış üstad Melih Cevdet; baharın insan ruh hali üzerine etkisini. Hepimizin gidesi yok mu? Sokaklara, kırlara, bahçelere… Güneşe, çiçeğe, çimene dönesi, kendini dışarılara atası yok mu?

Bahar ve Bahar Yorgunluğu

Doğanın uyanışı, hepimizi uyarır, uyandırır. Güneş ışığıyla birlikte her şey adeta yeniden canlanır ve doğar. Işık her canlı üzerinde etkilidir. Bizler de öyle. Kışın soğuğundan, kasvetinden sıkılan biz; bahara büyük şevk ve mutlulukla kucak açarız. Uzun ve soğuk geçen kış günlerinin ardından parlayan, içimizi ısıtan güneş yüzünü gösterdikçe, doğa her renk çiçekle uyandıkça bahar çoğumuza şifa gibi gelir, neşelenir, daha aktif ve enerjik oluruz. Ancak bahar her zaman hepimize pek ‘hoş gelmez’

 

Mevsim geçiş dönemlerinde sürekli değişen hava şartları, insan sağlığı ve günlük hayat temposunu etkiler. Bahar aylarında havadaki pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan bioritminde değişikliklere neden olur. Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken; negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesinde ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili olur. Bu dönemde vücudun daha aktif olmasını sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın kişide vitamin eksikliği ve beslenme bozukluğu varsa, vücut buna uyum gösteremez ve yorgunluk hissi artar.

Bu dönemlerde eczanemize gelen şikayetler de benzerdir aslında. Yorgunluk, mide rahatsızlıkları ,solunum ve dermatolojik kökenli alerjik hastalıklar baş sırada yer alır.

Bahar ile gelen şikayetleri önemseyelim ve danışanlarımıza sağlık önerileri ve destekleri sunmayı ihmal etmeyelim. Danışanınız, uyandığı andan itibaren kendini halsiz ve yorgun hissediyorsa, sürekli uyumak istiyorsa, genel bir isteksizlik hali söz konusuysa, baş ağrıları varsa, depresyon ya da bahar yorgunluğuna yakalanmış olabilir.Kişiler genelde işe gitmek istemez, her zaman yaptığı rutin işlerden uzak kalmayı tercih eder, iştahsızlık yaşar.

Yorgunlukla baş etmek için öncelikle enerjimizi doğru kullanalım.

Enerjimizi arttırmak için:

  • Baharın tüm güzelliklerini yaşayarak ruhsal detox yapalım
  • Düzenli egzersiz yapalım
  • Uyku saatlerimize dikkat ve özen gösterelim
  • Sağlıklı beslenelim
  • iş dışında hobiler,iş esnasında da molalar verelim
  • Unutmayın Duygular bulaşıcıdır.Neşeli ,keyifli ve pozitif kişilerle birlikte olalım.
  • Her gün ılık duş iyi gelir.
  • Geçmişe takılmak yada gelecekle ilgili kaygılanmak yerine o anı yaşayalım. B vitaminleri ve A,C,E içeren antioksidan vitaminler ile mineraller ,bağışıklık sistemimizi güçlendiren takviyeler ve krill oil içeren yeni nesil omega 3 ler en büyük yardımcılarımız olacaktır.

Bahar yorgunluğu deyip geçiştirmeyin;

Yorgunluk uzar ve kişinin gündelik işlevlerini bozacak hale gelirse ya da okul veya iş yerindeki performansını engelleyecek boyuta ulaşırsa bu durumu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekir. Yorgunluk vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanır. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekir. Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında gelir.

Reflü, gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıkları da bahar aylarında sık görülür. Şişkinlik, kusma, şiddetli mide ağrısı, geğirme, ağza ekşi su gelmesi gibi belirtileri vardır. Bu aylarda artış nedeni tam olarak bilinmemektedir. Önlenmesi ve tedavi sürecinde dost bakterilerimize sahip çıkmak en önemli görevimiz, probiyotik takviyeleri de büyük yardımcımız olmalı. Bahar ayları alerjik astımı olanlar için de zor bir süreçtir. Özellikle bahar aylarında görülen "Alerjik rinit"in sebebi ise daha çok polenlerdir. Polenler bahar aylarında; çiçeklerinin açması ile atmosfere yayılırlar. Alerjik hastalarımız da bu güzel mevsim bahar da günlük yaşamlarını son derece olumsuz etkileyen, alerjik oldukları madde polenler ile karşılaşırlar. Polenler, büyük çapa sahip olduklarından sıklıkla burun ve gözde sıkıntıya neden olurlar. Alerjik rinit; hapşırma, aksırma, burun tıkanıklığı, burunda akıntı, burunda ve yumuşak damakta kaşıntı gibi şikayetlere yol açar. Bu bulgular bahar aylarında daha da artar. Bu yüzden halk arasında  "bahar nezlesi, bahar alerjisi, saman nezlesi" gibi isimler kullanılmaktadır. Bundan başka; gözlerde yanma, sulanma, kızarma ve kaşıntı belirgindir. Hastalar, yanlarında devamlı burun silmek için mendil taşımak zorunda kalır. Burun tıkanıklıklarının devam etmesi nedeniyle gece uyku düzeni bozulur. Gündüz olan sık hapşırma, burun kaşıntısı ve gözlerde yanma, sulanma ciddi konsantrasyon bozukluklarına yol açar. Çocuklarda okul başarısı düşer.

Alerjik Rinit tedavisinde esas yöntem bütün alerjik hastalıklarda olduğu gibi alerjenden korunmaktır. O zaman hastalarımıza ilk önerimiz:Polenlerden korunmak .

Neler yapmalıyız?

Ağaç ve çiçeklerin yoğun olduğu açık alanlarda mümkün olduğu kadar az bulunun, polen yoğunluğu en çok sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde olduğu için bu saatlerde dışarıda olmamaya çalışın. Polen mevsiminde kapı ve pencereleri kapalı tutmak, klima bulunan mekan ve ulaşım araçlarını havalandırın. Sigara içmeyin ve yanınızda içilmesine izin vermeyin. Tozlu ve polenli ortamlarda bulunmayın, eğer bulunmak zorundaysanız mutlaka maske takın. Özellikle kaloriferli evlerde kuru ev havası alerjik rinitin kötüleşmesine neden olabileceğinden, evde hava nemlendiricisi kullanın. Klimalarda kullanılan filtreleri her ay değiştirin. Polen mevsiminde giysilerinizi açık havada kurutmayın. Şapka ve ceketlerinizi daha sık yıkayın. Tüylü ve yünlü battaniyeler yerine pamuklu ve sentetik olanları tercih edin. Toz barındırabilecek kilim, halı gibi ev eşyalarını kullanmamaya özen gösterin. Polen mevsiminde arabada giderken pencereleri kapalı tutun. Önleminizi alın ve doğanın müthiş uyanışı baharın tadını çıkarın. Can Yücel’inde dediği gibi; Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç ama olsun. İstemek de güzel.

Ecz. Işın Özen

Birbirimiz için daha çok iyilik isteyeceğimiz, güzellikleri hissedebileceğimiz daha nice mis kokulu baharlara…

Sevgiyle

Ecz. Işın Özen

Oscar

90. Oscar törenini geride bıraktık. Kuşkusuz sinema dünyası için çok önemli ve prestijli bir ödül, ancak ödüller her zaman hak edeni mi bulur? Belki de bu tartışmanın en çok yapıldığı ödül törenidir Oscar. 

Ben de bu kez kazananları değil de hiç Oscar alamamış, hatta hiç aday bile gösterilmemiş bazı filmleri ve sinema insanlarını hatırlatmak istedim sizlere. Ne de olsa çoğunluğunu 50 yaş üstü, beyaz erkeklerin oluşturduğu 6000 kişilik bir akademi üye grubunun verdiği ödüllerden bahsediyoruz. Kimi zaman politik, kimi zaman cinsiyetçi, kimi zaman da popülist olmakla suçlanan bir akademi bu. Eee insanın olduğu yerde hata da vardır değil mi?



Önce aday olmuş ancak hiç ödül alamamış filmlere bir bakalım:

  • The Great Dictator- Büyük Diktatör (1940)
  • Citizen Cane- Yurttaş Kane (1942)
  • Singin’in the Rain- (1952)
  • Rebel Without a Cause- Asi Gençlik (1955)
  • Phsco- Sapık (1960)
  • The Birds –Kuşlar (1963)
  • The Planet of Apes- Maymunlar Gezegeni (1968)
  • A Clockwork Orange- Otomatik Portakal (1971)
  • Taxi Driver- Taksi Şöförü (1976)
  • The Elephant Man- Fil Adam (1980)
  • Full Methal Jacket (1987)
  • Pretty Woman- Özel Bir Kadın (1990)
  • Malcom X (1992
  • Basic Instinct- Temel İçgüdü (1992)
  • A Few Good Men- Birkaç İyi Adam (1992)
  • The Shawshank Redemption (1994)
  • The Truman Show- Truman Show (1998)
  • Being John Malkovich- John Malkovich Olmak (1999)
  • The Talented Mr. Ripley- Yetenekli Bay Ripley (1999)
  • Requem for a Dream- Bir Rüya İçin Ağıt (2000)
  • Memeto-Akıl Defteri (2000)
  • Billy Elliot (2000)
  • Mullholand Drive- Mullhaland Çıkmazı (2001)
  • Amelie (2001)
  • Pride and Prejudice –Aşk ve Gurur (2005)
  • Revolutinary Road- Hayallerin Peşinde (2008)
  • True Grit- İz Peşinde (2010)
  • The Martian- Marslı (2015)

Peki hiçbir dalda aday bile gösterilmeyen iyi filmler yok mu? Olmaz mı var tabii:

  • City Lights- Şehir Işıkları (1931)
  • Dracula (1931)
  • King Kong (1933)
  • Modern Times- Modern Zamanlar (1936)
  • The Postman Allways Rings Twice- Postacı Kapıyı İki Kere Çalar (1946)
  • Frankenstein (1951)
  • Dirty Harry- Kirli Harry (1971)
  • Macbeth (1971)
  • The Shining- Cinnet (1980)
  • Once Upon a Time in America- Bir Zamanlar Amerika’da (1984)
  • Reservoir Dogs- Rezervuar Köpekleri (1992)
  • The Big Lebowski-Büyük Lebowski (1998)
  • The Others- Diğerleri (2001)
  • Sin City- Günah Şehri (2005)
  • Shutter Island- Zindan Adası (2010)
  • Enough Said- Başka Söze Gerek Yok (2013)
  • Rush (2013)
  • Edge of Tomorrow- Yarının Sınırında (2014)
  • The Hunger Games- Açlık Oyunları (2012-2015)
  • Jurassic World (2015)

Bu filmlerin bir çoğu kendi alanında kült olmuş filmler, şaşırtıcı gerçekten.

Şimdi de aday gösterilmeyen şahane performanslara bakalım:

  • Ingrid Bergman- Casablanca
  • Gene Kelly- Singin’in the Rain
  • James Dean- Asi Gençlik
  • Marilyn Monroe- Bazıları Sıcak Sever
  • Anthony Perkins- Sapık
  • Mia Farrow- Rosemary’nin Bebeği
  • Jack Nicholson- Cinnet
  • Charlie Chaplin- Şehir Işıkları
  • Rita Hayworth- Gilda
  • Audrey Hepburn- My Fair Lady
  • Malcolm McDowell- Otomatik Portakal
  • Woody Allen- Manhatta
  • Johnny Depp- Ed Wood
  • Leonardo DiCaprio- Titanic, Shutter Island
  • Jim Carrey- The Truman Show
  • Matt Damon- Talented Mr. Ripley
  • Nicole Kidman- The Others

Bazılarına inanmak gerçekten zor.

Hayatları boyunca bir kez bile aday olamayanlar:

  • Jerry Lewis
  • Jim Carrey
  • Mia Farrow
  • Marilyn Monroe
  • Kim Novak

Aday olmuş ancak hiç ödül alamamış yönetmenler:

  • Charlie Chaplin 1 kez (En azından bir kez aday olmuş.)
  • Alfred Hitchcock (5 kez)
  • Stanley Kubrick (4 kez)
  • George Lucas (2 kez)
  • Ridley Scott (3 kez)
  • David Lynch (3 kez)

Bir kez bile aday olamayan ama muhteşem filmlere imza atmış yönetmenlerden bazıları:

  • Buster Keaton
  • Spike Lee
  • Christopher Nolan
  • Sam Peckinpah
  • Brian De Palma

Bu listeler uzar gider. Sinemayla ilgilenen ya da ortalama bir film izleyicisi olan herkesin Oscar Ödüllerinde haksızlığa en çok uğramış kişi deyince hem fikir olacağı bir isim var, Leonardo DiCaprio. Oscar’ın kaybedenler kulübü deyince ondan bahsetmemek olmaz. Listemize girmekten kıl payı kurtulsa da, kaçırdığı Oscarlarla hakkında en çok caps yazılan ünlü olma rekorunu halen koruyor.

İlk adaylığı daha 19 yaşındayken Gilbert’ın Hayalleri (1993) filminde canlardırdığı otizmli genç rolüyle geliyor, ancak o yıl ödülü Kaçak (The Fugitive) filmindeki rolüyle Tommy Lee Jones alıyor.

2004 en haksızlığa uğradığı yıl olarak kabul ediliyor. Göklerin Hakimi filmindeki rolü ile aday oluyor fakat ödül Ray Charles rolüyle Jamie Foxx’un oluyor. Hala Howard Hughes’ın hayatını canlandırdığı rolüyle nasıl Oscar alamadığı bir muamma.

2006 Kanlı Elmas filmiyle yine Oscar’lık performans sergilemesine ragmen bu kez de ödül İskoçya’nın Son Kralı filmindeki rolüyle Forest Whitaker’in oluyor.

2013 de bu kez yapımcılığını da üstlendiği Para Avcısı (The Wolf of Wall Street) filmiyle en güçlü aday olarak görülüyor fakat ödülü Dallas Buyers Club filmindeki rolü için 21 kg veren Matthew McConaughey alıyor.

2015 yılına gelince Diriliş (The Revenant) filmiyle şeytanın bacağını kırıyor ve 5. kez aday olduğu yıl en sonunda Oscar’ı alıyor. Aslında kendisinden çok daha fazla kez aday olup heykelciği evine götürememiş birçok oyuncu var, örneğin Richard Burton (7 de 0), Peter O’Toole (8 de 0) , Glenn Close (6 da 0), ancak hiç biri Leo kadar polemik ve alay konusu olmuyor.

Benim fikrim ise Oscar ödüllerinde en hakkı yenmiş kişi yönetmen Martin Scorsese’dir. Tam sekiz kez en iyi yönetmen adayı olmasına rağmen sadece 2007 yılında Köstebek (The Departed) filmi ile ödülü alabilmiştir. Halen 1991 yılında yönettiği Sıkı Dostlar (Goodfellas) ile adayken Oscar’ı Kevin Costner’a Kurtlarla Dans (Dances With Wolves) ile nasıl kaptırdığı akademi üyelerince bile bilinmiyor.

Leonardo’nun haksızlığa uğradığını söyleyemeyiz, onun şanssızlığı aday olduğu yıllarda diğer adayların da ciddi anlamda çok güçlü ve başarılı olmasıydı ancak Scorsese için gerçekten hakkı defalarca yendi demek yanlış olmaz.

Peki Oscar’ı alamamak bu büyük sinema insanlarından ne götürmüştür? Charlie Chaplin Oscar alsaydı ne değişirdi? Onun adını bilip de sinema tarihindeki yerini yadsımak mümkün mü? Christopher Nolan, ki Inception, İnterstellar gibi müthiş filmlere imza atmış bir yönetmen heykelciği alabilse ne fark ederdi? Amacım biraz da bu şekilci ve populist yaklaşımı sorgulamaktı. Ödülleri birileri alıyor evet, ancak bu algılarla şekillenen dünyada gerçek objektiflik ve hakkaniyet mümkün müdür? Gerçek başarı ve ödül yarattıklarının, eserlerinin, üretimlerinin asıl muhattaplarınca takdir ve kıymet görmesi değil midir?

‘Yaptığın iş için mutlaka ödül bekleme. Ödül gönül rahatlığındadır.demiş Sokrates.

Bu sözün özümsendiği bir dünya ümidiyle, sanatla ve sevgiyle kalın.

Ecz. Nesrin Gültekin Arbak